gesi bağları türküsünün hikayesi

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h3 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:3; font-size:13.5pt; font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} span.postbody {mso-style-name:postbody;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> GESİ BAĞLARI TÜRKÜSÜ HİKAYESİ

Gesi Bağları türküsünü kim söyledi?
Aslında 100 ya da 104 bentten meydana geldiği varsayılan, hatta mukayeseli bir çalışma yapıldığında dörtlük sayısı daha da artan bu türkü için “Gesi Bağları türküsünü kim söyledi?” diye sorduğumuz soruya verilebilecek en güzel cevap şudur: Bu türkü sayılamayacak kadar insanın katkılarıyla meydana geldi. Çünkü, türkünün içerisinde bir ana motif etrafında o kadar farklı sesler birbirine karışmış ki... Sanki ortaya çıkan ilk hikayenin etrafında herkes derdini söylüyor.
“Kurulsun masalar rakı konyak içilsin” diye temennide bulunan ses, bu türküye karışmış erkek seslerinden biri gibi geliyor bana. Anlaşılan o ki bu duygulu türkü, uzun zamandan beri erkeklerin oluşturduğu rakı sofralarının efkarlı türkülerinden biri de olmuştur.
Bir gelinin dilinden dökülen ve birkaç dörtlükten oluşan türkü, halkın dilinde öylesine çoğaltılmış ki türkünün mısraları inanılmayacak oranda artmış ve adeta destanlaşmıştır.

Gesi Bağları türküsünün bir hikayesi var mı?
Gesi Bağları türkülerinin hikayeleri arasında inanılmayacak oranda farklılıklar vardır.
Türkünün birinci derlemesinde yer alan “iki asker kaçağı tarafından kaçırılan Molla Fadime’nin başına gelenlerin  kendi ağzından dert dökmesi, yakınması” olarak bu türküyü düşünemiyorum bile. Çünkü, bu türkü, böyle bir hikayeye dayansa, bu hikayeyi destekleyecek kıtaların olması gerekmez miydi? Yok. Belki Kazım Yedekçioğlu’nun ifadesiyle bir veya iki kıta biraz yorumlama yeteneğiyle bu hikayeye bağlanabilir ama açık ve net bir destek sayılamaz bu.
Hal böyle olunca Gesi bağları türküsünün hikayesi olarak ortaya atılan hikayelerden birini esas almak imkansız bir haldedir. Yine en mantıklısı ne kadar kişi tarafından söylenmiş olursa olsun, türkünün uzun metnine sığınmak ve türküden belli bir hikaye çıkarmaya çalışmak daha mantıklı gözükmektedir.

Halk bu türküyü neden bu kadar çok seviyor?
Türküde hem gurbet teması, hem ayrılık konusu işlendiği için halkın yıllarca gözdesi olan bu türkü, içerisinde bir çok insanın hikayesini de taşıdığı için bu günlere kadar sevilmiş ve adeta bu yörenin milli marşı gibi olmuştur. Bu türkünün Ürgüp yöresinden Develi’ye, Gesi’den Bünyan’a, Hacılar’a kadar birçok yörede bu kadar çeşitlenmesi, halkın sahiplenmesinde önemli bir rol üstlenmiş olmalı. Tabii ki türkünün ezgisindeki zarafet de bunda etkilidir.

Gesi Bağları türküsü ne zaman söylendi?
Gesi Bağları türküsünün söyleniş tarihi hakkındaki görüş değerli büyüğümüz Kazım Yedekçioğlu tarafından ortaya atıldı. Kayseri Akın Günlük gazetesinde (7-8-9 Ocak 2002, Kayseri Akın Günlük Gazetesi) konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Yedekçioğlu yazısında bu türkünün 1890-92 yılları arasında söylenmiş olabileceğini ifade ediyor ve şu görüşlere yer veriyordu: “Rahmetli Büyanam (Büyükannem) geçmişlerden söz edildiği bir gün : “Gessi bağları türküsü yeni çıkmıştı, benim düğünümde ilk kez söylendiydi” demişti. Gelin olduğunda on beşinde var yokmuş. Tevellütünü bilmezdi rahmetli. Rahmetli Annem, ilk çocuğu imiş. Onun kafa kağıdı çekmecemdeydi, bilirim 1312 idi. Gelin olduktan bir yıl, bilemedin iki yıl sonra annemi doğurmuş olsa, (Büyanam) on yedisinde anne olmuş demektir. 1312’den iki yıl geriye gidilince miladi 1892 senesi çıkar ortaya. Demek ki Gesi Bağları türküsü 1890-92 tevellütlü , yani yüz yılı on fazlasıyla doldurmuş.”

Türküde Kayseri Ağzı’nın özellikleri görülür mü?
Türküde Orta Anadolu Ağızlarının ve Kayseri Ağzının özellikleri kısmen görülür. Çünkü, türkünün ana temasını oluşturan dörtlüklerin büyük bölümünde belli bir yöre ağzının özelliklerini görmek mümkün değildir.
Türkünün ikinci varyantında tespit ettiğimiz bir kısım dil özellikleri vardır. Mesela tokaştım taşa (6.bent), hakarlar başa (6.bent), tokandı (47.bent), feleğinen (41.bent), ölüyom (19.bent), ne diyon bana (37. bent), Ibdı Allah (83.bent) vs. gibi.
Bu sözlerin büyük bir bölümü Orta Anadolu ağızlarında vardır. Tokaşmak,  takılmak anlamındadır. Kakmak eylemi, yöre ağızlarında haharlar/ hakarlar şeklinde söylenir. Tokandı sözü ise yöre ağızlarında kullanılır ve Türkiye Türkçesi’ndeki “dokundu” sözünün karşılığıdır. Yine yörede, ile edatının yerine kullanılan bir “nen” eki vardır ki türküde “feleğinen” örneğinde karşımıza çıkar. Yörede “-yor” ekinin çekiminde “r” sesinin düştüğü örneklere rastlanır. Türküde de “ölüyom”, “diyon” örnekleri görülmektedir. “Ibdı” sözcüğü de Orta Anadolu Ağızlarında görülen ve “önce” anlamına gelen bir zaman zarfıdır.
Bütün bu örneklerde Orta Anadolu ve Kayseri Ağzı’nın örneklerini bulmamıza rağmen, yine de eldeki metnin bir türkü olduğu unutulmamalıdır. Yani bir yörenin dil özelliklerini kesin olarak tespit edebilmek için bir türkü metni yeterli bir malzeme kabul edilemez.

“Beni söylemedik diller mi kaldı?”
Türkünün 14. dörtlüğünde böyle bir mısra vardır. Benim derdimi söylemeyen diller mi kaldı diyor. Hal böyle olunca türküde genel manada Orta Anadolu yöresinin söyleyiş biçiminin bulunduğu söylense de yine de daha ince seslerden kurulu bir sesin varlığını görmemek imkansızdır. Bu da türkünün ilk söyleyicisinin yani Gesi’ye gelin gelen kızın farklı bir yöreden olma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Hatta bu sesin sahibinin İstanbul Türkçesini kullandığını düşünmemiz daha doğru olur. Türküde yöresel sesler bulunmasına rağmen İstanbul Türkçesinin ağırlığı bütün metinde hissedilmektedir.

Gesi Bağları’ndaki gelin kim?
Aslında türkünün baş kahramanı kesin olarak bilinmiyor. Türkünün hikayelerinde de açık bir şekilde şu denilmiyor ama biz yine türkü metnini esas alarak bazı şeyler söyleyebiliriz.
Evleri Gesi’ye giderken yolun sağında imiş.
Türkünün metnine göre kızın evi Gesi’ye giderken yolun sağında imiş, yani kız, bağların içindeki bu eve gelin gelmiş. O sırada yaşı da on üç on dört imiş. Türkünün 70. dörtlüğünde bu konulara değinen bir bölüm bulunmaktadır ve bent şöyledir:
Gesi’ye giderken yolun sağında
Güller açmış nazlı yarin bağında
Yeni değmiş on üç on dört çağında (70.bent)
Yine de bu bentlere karşı da ihtiyatlı davranmak gerektiğini hatırlatmak uygun olur. Kesin yargıda bulunmak yerine sadece metne göre hareket ettiğimiz unutulmamalıdır.

Kızın adı Leyla mı? Leyla nasıl biri?
Türkü metni 59. bentte kızın adını açıklıyor. Bu dörtlüğe göre kızın adı Leyla’dır. Bakın bent şöyle diyor:
Yazmam gül yaprağı karanfil irenk
Aksine vuruyor devran-ı felek
Gesi bağlarında Leyla diyerek
Sadece bir bentte kızın adının Leyla olarak geçmesi ihtiyatla yaklaşılacak bir durumdur. Ancak, yine de  alınmış bir mesafedir bana göre. Yani hiç yoktan iyidir.
Leyla nasıl biridir, sorusunda Leyla’nın görüntüsünü anlatan birkaç mısra aradık durduk ama maalesef yeterli bilgilere ulaşamadık. Türküde birkaç yerde Leyla, saçlarının siyah olduğundan bahsediyor, o kadar...
Siyah zülfümü yüzüne süresim geldi (57. bent)
Siyah saçım sağ yanıma devrildi (7. bent)
Gesi bağları türküsünde mekan neresidir?
Türküde çok miktarda Gesi ve Gesi Bağları adı geçer. Bunlardan bir kısmı doldurma mısra olarak sadece kafiyeye uysun diye verilirken, bazı mısralarda gerçekten karşımıza bir Gesi görüntüsü gelir. Mesela:
Gesi Bağlarında dikili taşlar
Benden selam söyleyin uçan kuşlar (40. bent)
Bizde bir Gesi manzarası uyandırmakta ve yörede bulunan 600 civarındaki tarihi güvercinliği ve yine yörede bir zamanlar çok miktarda olan ve sürü sürü gezen güvercinleri hatırlatmaktadır.
70. bentte ise Gesi’deki tarihi evlerin türkünün içerisinde bir motif teşkil ettiği ve taş işçiliğinin güzel örneklerini teşkil eden bu evlerde çok miktarda kemer bulunduğunun anlatıldığı göze çarpar:
Gesi’nin evleri kemer kemerdir

Everek ve Kayseri Ovası adları da geçiyor.
Türkünün bir yerinde Everek adı bir yerinde de Kayseri Ovası’nın adı geçiyor.
Evereğin bayırına düzüne (70.bent)
Tel tel olur Kayseri’nin Ovası (76. bent)

Burada geçen Everek kelimesinin Develi ilçesini anlattığı sanılabilir ama bana göre bu uzak bir ihtimaldir. Şöyle ki, eski zamanlarda Gesi bölgesine çok daha yakın olan Everek isimli bir mezranın adı geçmektedir. Malya nahiyesine bağlı olan bu Everek mezrasının bugün yeri tam olarak bilememekle beraber, Osmanlı kayıtlarında adı yeterli miktarda geçmektedir. Malya nahiyesi Kayseri’nin Tomarza ilçesine yakın olan bölümlerini içine almakta idi. Hal böyle olunca Gesi’ye çok daha yakın bir Everek mezraının bulunduğunu göz önüne aldığımızda sandığımız şeyin doğruluğu akla daha yakın gözüküyor.Gesi halkı bugün bu yere “Evlek” adını veriyor.

“Üstüme örttüler gurbet yorganı”
Gesi Bağları türküsü gurbet (ayrılık) ve hasretlik duygusunu öne çıkardığı için çok sevilmektedir. Türküde bu duyguları öne çıkaran sözler vardır. Mesela türkünün kahramanı olan kızın Gesili olmadığını “Üstüme örttüler gurbet yorganı” (39.bent) mısraından ve diğer bazı mısralardan anlayabiliyoruz.
Türkünün metninden anlaşıldığına göre, Gesi’ye gelin gelen kızın eşi, uzaklara çalışmaya gitmiş, muhtemel ki İstanbul’dur, bir daha da geri dönmemiştir.
“Ayrılık dediğin birkaç ay olur” (26.bent) feryadı bu durumun getirdiği bir mısra olarak değerlendirilebilir. Lakin, kızın bu evlilikten bir de çocuğu dünyaya gelmiştir.
“Babasız yuvada evlat mı büyür”
“Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var” mısraları bu durumu belgeleyen mısralardır.
Leyla’nın gurbette bulunuşu, annesinden babasından, kardeşinden uzak oluşu, evlendiği delikanlının bir daha geri dönmeyişi, oğlanın ailesi ile yaşadığı değişik sorunlar türkü boyunca dile getirilir.
Anam yok ki diye diye ağlasın
Babam yok ki kuşağımı bağlasın
Kardeş yok ki salacamda baş tutsun
Mısraları genelde anne, baba ve kardeş özlemini dile getirirken, Leyla’nın özellikle annesine düşkünlüğünü gösteren o kadar çok mısra vardır.
Ciğerim anamı göresim geldi
Açıp da mezarına giresim geldi (29. bent)
...
Gesi Bağlarının köpeği olsam
Koklayı koklayı anamı bulsam (35. bent)
...
Anamın ekmeği burnumda tüter (36.bent)
...
Leyla’nın evlendiği gence olan sevgisini dile getiren pek fazla bir mısra yoktur türküde. Şüphesiz ki terk edilmenin getirdiği duygular ağır basmakta, çevredeki insanların bu olay karşısındaki tutumları daha ağırlık kazanmaktadır. Bu orada oğlanın ailesi ile çeşitli sorunlar da yaşanmaktadır. Mesela “Varını elinden alsak diyorlar” (34.mısra) mısraı bu durumun açık bir delilidir. Yine bir başka yerde “Kardeş ekmeğini kakarlar başa” diyor. (6.bent) Oğlanın ailesi ile yaşadığı bu dertlerin yanı sıra çevreden de yeterli desteği gördüğü söylenemez. Bu durum türküde sitem halinde belirtilir:
Kaynattım pekmezi gelirim güzün
Garibe vermezler bir salkım üzüm (56. bent)
Leyla’nın hayatı türküde yöre halkının hayat tarzına uygun bir şekilde açıklanır. O da diğer yöre kadınları gibi halı dokur, güz gelince pekmez kaynatır, yöre halkının olduğu gibi büyük kazanı yani herenisi vardır, o da güz gelince herkes gibi ceviz toplar ve kabuğunu çıkarmak için çıra yakar vs. Yunus Emre Özulu’nun derlediği metinde Leyla’nın halı dokuduğunu belirten mısralar vardır.
Halımı dokuyup bağımı tutayım
Issız gecelerde ben nasıl yatayım
Kendimi ben ırmağa mı atayım
Leyla’nın yöre geleneklerini aynen yansıttığı mısralar da vardır. Mesela: “Yas tutsun ellerim kına yakmayım” diyor. Yörede kına yakmak, büyük sevinçlere işarettir ve kadınlar, kızlar düğünlerde, bayramlarda kına yakarlar. Leyla, eşinin kendisini terk edişinden sonra adeta bir yas hayatı yaşadığını bu mısra ile dile getirmiş oluyor.

Gesi Bağları türküsü,  başka türkülerle karıştı mı, yoksa Gesi Bağları türküsünün içerisinden farklı türküler mi çıktı?
Kadir Özdamarlar, 1978 yılında Erciyes dergisinde (sayı:10) “Gesi Bağları” isimli yazısında Yunus Emre Özulu’nun 1973 yılında yazdığı “Kayserim” kitabındaki metinle kendi derlediği metni karşılaştırdığı kısa incelemesinde Gesi Bağları türküsünün içerisinden çıkan farklı türkülere dikkat çekmiştir. Özdamarlar’ın verdiği Gesi Bağları türküsünün metninde geçen

Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim yüreğime hançer sokulur
Bugün posta günü canım  sıkılır
Atma anam atma beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime

Mısralarının bulunduğu dörtlüğün bir bent ilavesiyle farklı bir Kayseri türküsü haline geldiğini belirtir. Ahmet Gürlek’in 1975’te Ankara’da yayınladığı “Memleketim Develi” isimli eserde bu türkü şöyle verilmiştir:
Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır
Bugün posta günü canım sıkılır
Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim ciğerime hançer sokulur
Sebebim aman aman

Şu karşıki dağda bir top kar idim
Yağmur yağdı güneş vurdu eridim
Evvel yarin sevgilisi ben idim
Şimdi uzaklarda bakan ben oldum
Sebebim aman aman
Yine aynı yazıda Kadir Özdamarlar, Gesi Bağları türküsünde geçen aşağıdaki bendi vererek:
Bu yıl çiçek çoktur dallar götürmez
Bağlar diken olmuş kervan konmaz
Benim bağrım yaz olmuş sitem götürmez
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
Bu bendin de ayrı bir türkü haline geldiğini ve Develili Yaşar Deniz’den derlenerek TRT repertuarına kazandırıldığını haber veriyor. Cahit Öztelli’nin “Evlerinin Önü” (İstanbul-1972) isimli eserinde yer alan bu türkünün metnini de şu şekilde vermektedir:
Bu yıl meyva çoktur dallar götürmez
Dağlar diken olmuş kervan oturmaz
Buna sevda derler sitem götürmez
Ya sen buraya ya ben varayım
Elmas kadehleri ben doldurayım
Çubuğum yok yol üstüne uzatam
Takatim yok yar yolunu gözetem
Menendin yok seni kime benzetem
Ya sen buraya ya ben varayım
Elmas kadehleri ben doldurayım
Bizim tespit ettiğimiz bir başka karışma da şöyledir. Rahmetli Adnan Türköz’ün Bünyan yöresinden derlediği bir türkü vardı.
Dağdan yuvarlandı kayalarımız
Gam ilen yoğrulmuş mayalarımız
N’ola doğurmaz olaydı analarımız
Mektupların elime de zülüflerin yüzüme
Ne dedim de darıldın hiç bakmıyon yüzüme
...
Üç dörtlükten meydana gelen bu türkünün dörtlüklerinin Gesi Bağları türküsünün içerisinde aynen tekrar edildiğini görmekteyiz.
Enginli yüksekli kayalarımız
Gam ile yoğruldu mayalarımız
Doğurmaz olaydı analarımız (13.bent)

Başına bürümüş el kadar astar
Asker babasını yavrular ister
Benim yarim diye yolunu gözler (43.bent)

Dağdan yuvarlandı kayalarımız
Gam ile yoğruldu mayalarımız
N’ola taş doğuraydı analarımız (95.dörtlük)
Seyrani’nin bir deyişindeki mısra dahi şiire karışmış
Seyrani’nin bir deyişinde geçen şu dörtlüğe Kazım Yedekçioğlu dikkat çekiyor:
Seyrani’nin gözü gamla yaş imiş
Aşk u sevda cümle derde baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş
Gesi Bağları türküsünün Yunus Emre Özulu derlemesinin 19. bendinde Serani’nin “Meğer taşa tohum ekilmez imiş” mısraı küçük bir değişikle yer almış. 19. bent şöyledir:
19
Gesi bağlarına bir bağ dikeyim
İçerisine gül ü reyhan dökeyim
Ben bu derdin hangisini çekeyim
Meğer taşa biber ekilmez imiş
Kötülerin kahrı çekilmez imiş
Bu örneklerden çıkacak sonuç, Gesi Bağları türküsünün birçok türküye kaynaklık ettiği şeklinde olmamalıdır. Çünkü, bu türkülerin Gesi Bağları türküsünün ana motifleriyle hiçbir alakası yoktur. Asker türküleri olarak adlandırılabilecek olan bu türküler gurbet ve ayrılık konusunu ağırlıklı işlemektedirler. Hatta Seyrani gibi 19. yüzyılın sevilen bir ozanının mısraları dahi türküde yer bulmuştur. Anlaşılan o ki, Gesi Bağları Türküsü çok beğenildiği için bu türküler zamanla halk tarafından Gesi Bağları türküsüne dahil edilmişlerdir.
BARIŞ MANÇO VE GESİ BAĞLARI
Gesi Bağları türküsünü Türkiye’ye duyuran büyük saz üstadı Ahmet Gazi Ayhan olmuştu. Eşi Yıldız Ayhan da bu türküyü TRT’de en iyi seslendiren sanatçıların başında geliyordu.
Lakin genç kuşaklara bu türküyü modern çalgılarla düzenleyerek seslendiren Barış Manço sevdirmişti. İskender Pala, Barış Manço ile Gesi Bağları türküsünün beraber anılışını bir yazısında şöyle belirliyor:
                                                                                                                                                                                                                                   
İskender Pala 4 Subat 1999, Persembe Zaman Gazetesi
....
Giydiği kaftanlar, parmaklarını dolduran yüzükler hep bir amaç için vardı. Batı enstrümanlarını kullanarak doğunun en gizemli şarkılarını besteledi. "Bir ben var ki benim içimde, benden öte benden ziyade" derken Yunuslayın konuşuyor; "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi" derken, kılıca olduğu kadar söze de hükmeden Muhteşem Süleyman'ın görkemiyle haykırıyordu. Hele “Gesi Bağları'nda bir top gülüm var" derken tam bir Türkmen kocası idi.
......
Şair Mustafa Dermanlı ise Barış Manço’nun ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği şiirinde Barış Manço’ya “Gesi Bağlarından üç top gül” getireceğini ifade ediyor.

BARIŞ’A
.
Yağmur yağıyordu sessizce
Bugün sessizdim,gülemiyordum
Cama vuruyordu damlalar ince ince
Niye o kötü olay bugün olmuştu
Soruyordum kendime.
.
Şubatın biriydi
Soğukta,ağlıyordu gökyüzü
Ölmüştü o
O çok sevdiğim,sevdiğimiz kişi ölmüştü.
.
Radyoda çalan müzikler
O'nu hatırlatıyordu
Ama inan Çelebi seni hep özleyeceğiz
"işte biz o gün tükeneceğiz."
.
Görüşeceğiz cenette seninle,eğer gelebilirsem
”Gesi Bağları'ndan üç top gül getireceğim" sana
"Dağlar dağlar" diyeceğiz dostlarla sen yokken
Ve;
Sevgilimi ilk gördüğümde O'na "GÜLPEMBEM" diyeceğim seni anmak için...
Mustafa Dermanlı

2 Şubat 1999 tarihinde yitirdiğimiz büyük sanatçı Barış Manço’nun cenazesinde tabutunun üzerine Gesi’den getirilen toprak konmuştu. Bu olay Hürriyet Gazetesi’nin haberlerine de yansıdı. Gazetenin haberi şöyle:
4 Şubat 1999 Hürriyet Gazetesi
“...Binlerce kişi, kadın erkek karışık olarak Manço'nun cenaze namazını sokaklarda kıldı. Kalabalık nedeniyle saf tutulmasının zaman alması yüzünden namaza geç başlandı. Manço'nun tabutunun başına üzerinde  Cumhurbaşkanlığı Forsu'nun yer aldığı çelenk konuldu. Kayseri'nin Gesi Beldesi'nden getirilen toprak da bir torbayla sanatçının tabutunun üzerine  konuldu. Cenaze mezarlığa götürülürken, binlerce kişi tekbir getirdi, Manço'nun şarkılarını söyledi.”
         Bu türküyü Kayseri’den göç eden gayrimüslimler de çok seviyor
2000 yılının Ağustos ayında Ağırnas Kasabasına festival dolayısıyla gelen ve 1925 yılında Ağırnas’tan Yunanistan’a giden Rumlar, Neslihan Parkında enteresan bir jest yaparak “Gesi Bağları” türküsünü söylediler.
Gelen topluluk içerisinde yer alan 93 yaşındaki Stavros Farasapulos, Ağırnas’ta geçen çocukluk yıllarını anlatırken müzik zevklerinin ortak olduğunu belirtiyor ve yörede Müslüman ve gayrimüslimlerin hepsinin bu türküyü bildiklerini ve söylediklerini, ayrıca türkünün 120 dörtlük civarında uzun bir türkü olduğunu ifade ediyordu.
Dernek Başkanı Vasili Mavridis ise, bugün Yunanistan’ın Gümülcine şehrinde oturduklarını ve Kayseri’yi unutmamak için bu türküyü sürekli söylediklerini anlatıyor bizlere. Ağırnas Belediye Başkanı Mehmet Osmanbaşoğlu’nu Gümülcine’nin Arkides köyünde karşılayan Ağırnas Rumları da başkana “Gesi Bağları”nı söyleyerek dostluklarını göstermişler.
Prof.Dr. Orhan Okay da 06.05.2001 tarihinde Zaman Gazetesinde yazdığı “Kırk yıl önceki Paris'te eski vatandaşlarımız” isimli yazıda Paris’te karşılaştığı bir Kayserili gayrimüslimin udundan “Gesi Bağları” türküsünü dinlediğini anlatıyor:

Kırk yıl önceki Paris'te eski vatandaşlarımız

“...........
Başka bir arkadaşımızın, daha sonra Hacettepe’de tarih profesörü olan Abdurrahman Çaycı’nın ev sahibi ise Tabibyan Efendi idi. Galiba tanıdığımız Ermenilerin en yaşlısı idi, o yıllarda yetmişin üzerindeydi. Kayserili olan Tabibyan Efendi Belville bulvarında bir evde oturuyor ve o civardaki dükkânında saat tamirciliği yapıyordu. Ama asıl önemli tarafı ut çalmasıydı. O Türkiye’nin ve doğduğu Kayseri’nin bütün nostaljisini yaşıyordu. Evinde o yaşına rağmen pratik yiyecekler değil, kendi imal ettiği pastırmayı, hatta baklava gibi hazırlanması güç tatlıları, içkiye meraklı olduğu için de Fransız şaraplarını değil, bu tip insanların çoğunda olduğu gibi Türk rakısını ve mezelerini tercih ediyordu. Ut repertuarında son yüzyılın pek çok piyasa şarkıları vardı. Başta “Gesi Bağları" olmak üzere Kayseri türkülerini de artık kısılmış olan sesiyle söylüyor ve çalıyordu. Küçük bir not defterinde kendi el yazısıyla bir yığın şarkı yazılıydı. Tabii hepsi eski harflerle. Türkiye’ye gelip gidenlerden de hep Türkçe plak istiyordu.”

 

Yorum Yaz